MAVİ BALON

Kara çarşaf gibi üzerini örten uykunun enfes karanlığı, perdenin kenarından sızan güneş ışığının gözüne değmesiyle bütün büyüsünü kaybetmişti. Bir an olsun onu yenebileceğini düşünüp, gözlerine dolan yakıcı ışığa direnmeye çalıştı. Gözlerini kırpmadan bir süre öylece durdu. Daha fazla dayanamayıp gözlerini yumduktan sonra ani bir hareketle yatağında doğruldu.
Duymaya alışkın olduğu bir ses ona “sen güneşi seversin” dedi. Evet, anlamında başını sallayarak onun dediğini doğruladı adam ve parmaklarını saçlarının arasında gezdirirken başının ağrıdığını hissetti.
Bu sesin sahibine “en yakın arkadaşım” diyordu. Kendisiyle bir süre önce tanışmış ve o günden beri onu, arkadaşı bir gün olsun yalnız bırakmamıştı.
Yataktan çıkıp kenarda duran bir bardak suyu bir dikişte içip bitirdi. Aynadaki yansımasını izledi bir süre. Saçları dağınık olmasının yanı sıra temiz ve sağlıklı görünüyordu. Daha dün gece yıkamıştı saçlarını. Sadece saçları değil, odası da dağınıktı aslında ama ses ona odasının düzenli olduğunu ve vaktini farklı şeyler için harcaması gerektiğini söyledi. Adam “Haklısın.” diye cevap verip, odanın perdesinin o güneş giren kısmını da düzeltip iyice kapattı. Bunu düşünmeden yapmıştı, çünkü o sırada ne yaptığının bile farkında değildi.
Üzerini değiştirip, odasından çıktı ve diğer odalarda annesini ararken, onun sesinin dışarıdan geldiğini fark etti bir an. Dışarı çıkıp sesin geldiği yöne baktı. Annesi, komşu kadının kocası olan sarışın, yeşil gözlü, iri vücut kasları olan adamla konuşuyordu. Annesinin yüzünde şapşal bir gülümseme ve normalden fazla yapılmış makyaj dikkat çekiyordu. Elinde bir tabak tutuyordu. Özenle yerleştirilmiş kek dilimleri, mutfaktan yayılan iştah açıcı kokunun deliliydi. Annesi onun kendisine baktığını görmemişti. Komşu bey kadını içeri davet ettiğinde kadın onun bu inceliğini reddetmemiş, zaten bunu istiyormuş gibi sevinerek içeri girmişti. Komşu bey’de kadının ardından içeri girerken kadının oğluyla göz göze geldi. Çenesindeki sert ifadeden dişlerini sıktığı anlaşılıyordu. Ama onun bakışlarını önemsemeyip, sinsi bakışlarıyla onu yok sayıp, kadının ardından içeri girdi ve kapıyı kapatıp bir güzel kilitledi. Adamın korkunç ifadeli bakışları kapanan kapıya çakılıp kalmıştı. O ses yine konuştu. Annesinin iyi bir insan olduğunu, bu zamanda birbirine ikramda bulunan komşuların kalmadığını, yaptığı şeyin güzel bir şey olduğunu ve üstelik komşu bey’in de kadını içeri davet ederek çok büyük bir incelik yaptığını ve muhtemelen kekleri de birlikte yiyeceklerini söyledi. Adam duyduğu son cümleyi duymamış olmayı diledi. Yine de “öyle olmalı” diye cevap verdi.
An itibariyle içine yerleşen nefret bütün yüzüne yayılmış, yüz hatları iyice gerilmişti. Evden uzaklaşmak istedi bir süre. Kendini bilmez halde yollarda yürüdü. Bir sağa bir sola dönüyor, sokakları bir bir geçiyordu. Zihnini dağıtmayı başardığında ancak çevresindekilerin farkına varabildi. Evinin çok çok uzağındaki, çocukluğunda oyun oynadığı yerdi burası. Trafiğe kapanmış bir meydanın sağ tarafında dümdüz uzanan yeşillikler vardı. Çimlerin üzerinde oynayan çocuklar, sohbet eden anneler, kitap okuyan birkaç insan vardı. Bu yeşil düzlük alan bisiklet sürmek isteyenler için ara ara patikalarla bölünmüştü ve iki patikanın birleştiği noktada balon satan genç bir kız vardı. Adam balon alan sevimli iki kız çocuğuna baktı. Onların sevinişlerini, balonları aldıktan sonra güle oynaya uzaklaşmalarını izledi. Bir an üzerinde gezinen bakışlar hissetti. O, balon satan kız bakıyordu kendisine. Göz göze geldiklerinde kız hafifçe gülümsedi. Kızın berrak bir yüzü, gülümseyince kendini gösteren yanakları, ölünesi gamzeleri vardı ve uzun düz saçları atkuyruğu yapılmıştı. Gözleri mavi miydi, yeşil mi, tam anlayamadı bulunduğu mesafeden. Ama güzeldiler işte.
Birkaç saniye süren bu bakışmanın ardından, adam başını yere eğip, hızlı adımlarla uzaklaştı oradan. Geride kalan kızın yüzü yavaşça düştü ve onun ardından baktı bir süre. İlerde bir tepe vardı, oraya çıkıyor olmalıydı. Yanına yaklaşan çocuk seslerinden irkilen kız, önüne dönüp çocuklarla ilgilenmeye, balonlarını satmaya devam etti.
Bu sırada adam, hızlandırdığı adımlarını yorulduğu için biraz yavaşlatmıştı. Sanki oraya ilk defa geliyormuş gibi etrafını seyre dalmıştı. Ağaçların arasından geçen bir iki basamak, dik çıkan ince uzun yollar vardı. Ağaçların arasından geçip, çimenlerin üzerine basa basa ilerledi ve ileride tek başına duran bir ağaç gördü. Kalın gövdesi, etrafa yayılmış uzun dalları ve yeşil yapraklarıyla etrafını gölgede bırakıyordu. Ağacın biraz ilerisi ise uçurumdu. Uzun zamandır buraya gelmediğini hatırladı ve uçurumdan bir süre aşağıyı izleyip, birkaç adım geriye çekildi. Tek başına duran ağacın dibine oturup, sırtını ağacın geniş gövdesine dayadı. Ağacın gölgesi, tepedeki rüzgârın yaprakları hışırdatan serinliğiyle çocukluğundaki tasasızlığın huzurunu getirmişti. Gözlerini yumup çevresindeki sesleri dinledi. Uyumak ne iyi olurdu burada…
Dalgınlığını bölen bir ses duydu. Adım sesleri gibi… Gözlerini açıp yaklaşan adımları dinledi. O kız gelmişti elinde tek bir balonla. Kız uçurumun kenarına yavaş adımlarla yürürken adamın varlığından hiç haberdar olmamıştı. Kız pantolonunun cebinden çıkarttığı kâğıdı katlayıp balonun ucundaki ipe bağladı ve balonu boşluğa salıverdi. Adam olduğu yerden onun ne yaptığını izledi öylece.
Kız balonun uzaklaşmasını izledikten sonra arkasını döndüğünde o adamı gördü. Bu tepeye çıktığını biliyordu ama ağacın ardında sessizce oturduğundan haberdar değildi. Adam da uçan balonun uzaklaşmasını izliyordu. Adam onun kendisine baktığını görünce oturduğu yerden kalktı. Kız ona aynı gülümsemeyle bakıp “merhaba” dedi. Aslında başta yine dönüp gideceğini düşünmüştü ama öyle yapmadı. O da ona aynı şekilde karşılık verdi. Adam bu sırada onun gözlerinin yeşil olduğunu anlamıştı. Sonra gözü uçan balona kaydı ve soru soran bir ifadeyle kıza baktı. Kız onun soracağı şeyi anladı ve “ o, babam için” dedi. Adam gözlerini kısarak baktı onun söylediğini anlamamış gibi. Kız, derin bir nefes alıp anlatmaya başladı. Babasının baloncu olduğunu ve dört yıl önce bugün öldüğünden bahsetti. Onu anmak için her sene aşağıdaki parkta balon sattığını, kalan son balonu da kendisine ayırıp, bu tepeye çıktığını, onun için yazdığı mektubu balonun ucundaki ipe bağlayıp, balonu babasına ulaşması için özgürleştirdiğini söyledi. Kızın gözleri dolmuştu anlatırken. Adam ise kızın anlattığından etkilenmişti, öylece kıza baktı kaldı.
“Babam her istediğimi yapamazdı. Bu yüzden beni küçükken hep buraya getirir, tıpkı şimdi benim ona mektup gönderdiğim gibi o da bana bir kâğıda dileğimi yazmamı söyler ve balonun ucuna bağlardık ve bırakırdık balonu boşluğa. Yani başta dilek balonuydu bunlar benim için. Her neyse…” dedikten sonra “Ben her sene burada olurum.” dedi giderken. Adam ise “Seneye burada olacağım.” dedi gülümseyerek. Kız yine o güzel gülümsemesiyle yanından uzaklaştı.
O ses yine konuştu. Adam, kızın ardından bakarken “Güzel kız değil mi?” dedi. “Evet, öyle.” diye cevap verdi adam. “Senden hoşlanmış olmalı.” dedi ses. “Bilmem.” dedi adam. “Seneye burada olacak mısın gerçekten? Burada onu bekleyecek misin?” dedi ses. “Evet, aynen öyle.” dedi adam.
Orada bir süre daha durduktan sonra istikametini değiştirdi. Bütün gün boyunca o ses ensesinde konuşup durmuştu. Bu sesin sahibi çoğu zaman onun duymayı isteyeceği türden şeyler söylerdi ve bu yüzden ona en iyi arkadaşım diyordu ama günler geçtikçe bu sesle bazı çatışmalara düştüğü oluyordu.
Bir gün annesi onu kendi kendine konuşken yakalamıştı. Daha önce de bu çok olmuştu ama bu sefer kendisiyle kavga ediyordu ve bu kadını endişelendiriyordu. Bir gece oğlunu uykusunda sayıklarken görmüştü. Bir süre yanı başında durup üstünü örtü ve bu sırada oğlu uyandı. Kadın tam kapıdan çıkacakken oğlu bir soru sordu. “Komşuya o gün niçin gittin anne?” Annesi cevap vermeden ürkek bir tavırla kapadı kapıyı. Kadın oğlu için endişeliydi ama böyle biriydi o işte.
Bir gün o baloncu kızı yolda başka bir erkekle el ele görmüştü adam. Evlenmişti kız. Onun mutlu olduğunu görünce onun için sevinmiş, kendi adına ise üzülmüştü. Onu göreceği günü yine de iple çekiyordu. Neredeyse bir sene geçmişti ama adam o kıza günden güne bağlanmıştı işte.
Sonunda bir sene geçti ve o ses hiçbir zaman peşini bırakmamıştı. Artık onu boğuyor, ondan kurtulmak istiyordu. Bir kâğıda bir şeyler yazıp onu yastığının altına koydu uyumadan önce. Onu görebilmek için erkenden kalktı bir sabah. Cebine de o kâğıdı tıkıştırdı giderken. Kızı ilk gördüğü yere gitti ve onu gördü yine aynı yerinde. Kız balonlarını satarken öyle güzel gülücükler saçıyordu ki etrafına, adam da gülümsedi onu izlerken. Sonra yavaşça ona yaklaştı. Kız, onu görür görmez tanımıştı ve ilk o “merhaba” dedi yine o günkü ses tonuyla. “Merhaba” dedi adam. Balonlardan bir tane almak istediğini söyledi. Kız ise çok memnun olarak ona mavi bir balon verdi. “Teşekkür ederim” deyip yanından uzaklaştı kızın. Yine o tepeye doğru yürüdü. Arada dönüp kıza bakıp gülümsüyordu.
Tepede kızın gelmesini bekledi. Bir saat gibi bir süre içinde kız yanına geldi ve kıza “Seni bekledim.” dedi. Ona yol vererek “Önce sen.” dedi. Kız gülümseyip uçurumun kenarına yürüdü ve orada durdu bir süre. Adam ise ağaca dayanmış, kendi balonunu tutarak kızı izliyordu. Kız cebinden çıkardığı mektubunu yine ipe bağlayıp, balonu elinden bıraktı. Balon uzaklaşınca ardına döndü. Bu sefer adam kendi cebinden bir kâğıt çıkardı ve kıza dönüp “bu da benim dileğim.” dedi ve balonun ucundaki ipe bağlayıp uçurumun kenarına yürüdü. Yavaşça balonunun ipini bıraktı ve uçarkenki havada süzülüşünü izledi bir süre.
O gün bir saat kadar o ağacın altına oturup sohbet ettiler. Ama birbirlerinin isimlerini hala bilmiyorlardı. Hiçbir zaman da öğrenemediler. Çünkü oradan seneye tekrar görüşmek üzere ayrıldıktan sonra adam ruhsal olarak çok büyük travmalar atlatmıştı ve o ses günden güne ona duymak istemeyeceği şeyler söyleyerek, onu çileden çıkarıyordu. “Sen güneşi sevmezsin ki.” diyordu. “Annenin komşunuzla neden iyi geçindiği ortada.” diyordu. Adam o sese bağırıyor, onun susmasını istiyordu. “Sevdiğin baloncu kızın seni umursadığını mı sanıyorsun?” diyor ve adam gün geçtikçe fenalaşıyor, kendisiyle tartışıyor, her şeyi yakıp yıkıyordu. Annesi ise artık onu kontrol edemez olmuştu. Oğlunu doktora götürmek istese de ne yapacaklarını çok iyi biliyordu. Bunu olabildiğince geç yapmalıyım diye düşündü kadın. Oğlunu eli kolu bağlı görmeye dayanamazdı çünkü. Bir gün o ses adama “Neden kendinden kaçıyorsun?” dedi. “Ben, senim işte görmüyor musun?” “Sus” diye bağırdı adam, ağlamaya başlamıştı. Ses ona “Aynaya bak.” diye bağırdı. “Kalk ve aynaya bak.” Adam aynaya baktı ve gözlerindeki yaşlardan kendini zar zor görebiliyordu. Ses yine bağırdı. “Orada beni görebiliyor musun? Bir yansımam var mı? Söyle.” dedi. Adam aynaya uzun süre baktı ve kendine gelmeye çalıştı. Evet, yoktu onun aynada görünebilecek bir yansıması. Buna inanmak istemedi adam. Ondan nefret ettiğini, hatta onu öldürmek istediğini söyledi. Ses ise “Beni yok etmek mi istiyorsun? O halde ilk önce kendini yok etmelisin.” dedi.
Günlerce odasında onunla yüzleşti. O gün yaklaşmıştı. O kızı göreceği gün geldi çattı ve adam mahvolmuş bir haldeydi. Yine de gitti onun yanına ve suratı asık bir halde kızdan mavi bir balon aldı yine. Bu sırada tek bir kelime bile konuşmadı. Sadece bir süre öylece baktı kıza. Belki bu onun gözlerine son bakışıydı. İşte öyle bir bakışla baktı kıza. Döndü gitti tepeye doğru. Kız onun bakışlarındaki garipliği sezmişti ve neler olduğunu merak etti. Yarım saat içinde balonlarını satmaya çalıştı. Elinde kalan birkaç taneyi de balon almayan çocuklara dağıtıp, elinde kalan tek bir balonla tepeye doğru yürüdü. İnsanlar vardı kalabalıklar oluşturan. Telaşlandı kız. Adımlarını hızlandırdı. Uzaktan baktığında gördü ki uçurumun kenarına insanları yaklaştırmıyorlardı. İnsanlar yine de aşağıyı görmek istiyordu. Kalabalığı yarıp aşağıya bakmaya çalıştı yine de. Gördükleri karşısında şok oldu. Bir eliyle ağzını kapattı ve gözünden yaşlar sessizce boşaldı. Ölmüştü adam. Ondan geriye sadece ağacın dalına bağladığı ucunda bir kâğıt olan mavi bir balon kalmıştı. Kız gözlerini silip kendi balonunu da bırakmamaya çalışarak ağaca bağlı olan mavi balonu aldı ve ucundaki kâğıdı açıp okudu. “Mutlu kalmanı diliyorum” yazıyordu kâğıtta. Bu kendisi için olmalıydı. Kıza yazmıştı bu kâğıdı. Son dileği buydu.
Kız tekrar ağlamaya başlayarak “Senin için de mektup yazacağım. Eminim sen de böyle yapmamı isterdin.” dedi.
Kim bilir önceki dileğinde ne yazıyordu. Kendini boğan sesten kurtulmayı dilemişti belki de. Kız ise hiçbir zaman ne onun önceki dileğini bilebilecekti, ne de ölmesinin altında yatan gerçek sebebi…
Nur Küçükdemirci











